Amerika Birleşik Devletleri genelinde, büyük bir kısmı suç kurbanı olan ve kimliği tespit edilemeyen binlerce sahipsiz cenaze bulunuyor. Bu durum, yıllardır sevdiklerinden bir haber bekleyen aileler için derin bir üzüntü kaynağı oluşturuyor. Emekli bir bilgisayar programcısının geliştirdiği öncü metot ise karanlıkta kalmış cinayet dosyalarını aydınlatarak bu büyük kederi sonlandırıyor.

OKUDUĞU KİTAP HAYATINI DEĞİŞTİRDİ
Margaret Press, 2017 senesinde yarım asır evvel bir taş ocağında cansız bedeni bulunan gizemli bir kadının hikayesini anlatan “Q Is For Quarry” isimli polisiye romanı okudu. Soyağacı araştırmalarına ilgi duyan Press’in aklına, hızla ilerleyen DNA teknolojisi ile şecere incelemelerini birleştirerek kurbanların kimliklerini bulabileceği fikri geldi. Yazardan aldığı destekle harekete geçen Press, resmi makamlardan ve ticari DNA veri tabanı şirketlerinden ilk etapta olumsuz yanıt alsa da pes etmedi.
EMEKLİ BÜYÜKANNE VE ADLİ GENETİK UZMANININ BAŞARISI
İnancını anlatmak için uzmanlarla görüşen Press, tecrübeli adli genetik uzmanı Dr. Colleen Fitzpatrick ile güçlerini birleştirdi. İkili, maliyeti düşen DNA analiz yöntemlerini test etmek için kendi bütçelerini kullandı. Fitzpatrick’in referansıyla federal polisten alınan ve 15 yıldır çözülemeyen Joseph Newton Chandler III davası, dönüm noktası oldu. Yapılan incelemelerde, ölen kişinin aslında 1945’te hayatını kaybeden 8 yaşında bir çocuğun kimliğini çaldığı anlaşıldı. Gönüllülerin de desteğiyle yürütülen bir yıllık titiz çalışma sonucunda, bu kişinin gerçek adının Robert Ivan Nichols olduğu belirlendi.

DNA DOE PROJESİ ÇIĞ GİBİ BÜYÜDÜ
Bu ilk başarının ardından Ekim 2017’de kâr amacı gütmeyen “DNA Doe Projesi” hayata geçirildi. Günümüzde aralarında eski emniyet mensuplarının da yer aldığı yaklaşık 100 gönüllüyle çalışan organizasyon, pek çok karanlık dosyayı çözüme kavuşturdu.
Press, “”Cevap bulmak için çabalamayı seviyoruz. ‘İşte bir ipucu’ demeyi seviyoruz. Ama daha da önemlisi, bu göreve duyduğumuz tutku ve herkesin öldüğünde adının bilinmesini hak etmesidir. Her aile, sevdiklerinin nereye gömüldüğünü bilmek ister.” Dedi.
Ekibin ünü yayılınca kısa süre sonra başka vakalar da ortaya çıktı.
1981 yılında Ohio’da öldürülen ve “Süet Derili Kız” olarak bilinen kadının, aslında Arkansas’taki evinden ayrılan 21 yaşındaki Marcia King olduğu bu sayede kanıtlandı. İletişim imkanlarının yetersiz olduğu internet öncesi dönemden kalan bu tür dosyalar, yıllarca çaresizce kızını bekleyen annelerin acısını buruk bir huzura dönüştürdü.

TULSA KATLİAMI KURBANININ KİMLİĞİ NETLEŞTİ
Grup, ABD tarihinin en büyük ırkçı saldırılarından biri olan 1921 Tulsa Katliamı kurbanlarının tespiti için başlatılan tarihi soruşturmada da görev aldı. Yürütülen ortak çalışmalar neticesinde, Temmuz 2024’te katliamın ilk kurbanı olan Birinci Dünya Savaşı gazisi CL Daniel’ın kimliği resmen açıklandı ve ismi dünyaya duyuruldu. Press, 1921’deki Tulsa Katliamı’nı ilk öğrendiğinde “şok ve dehşete” girip “Bize neden bundan hiç bahsedilmedi?” diye sorduğunu belirtti. Yüzlerce siyahinin öldürüldüğü bu olay, Press’in anlatımına göre okullardaki tarih kitaplarında geçmiyordu. Saldırıda “Siyahların Wall Street’i” diye bilinen gelişmiş bir iş bölgesi de harabeye çevrilmişti.
E-postalarına dahi cevap alamadığı günlerden, kolluk kuvvetlerinin resmi olarak yardım talep ettiği bir konuma ulaşan Margaret Press, aktif olarak yüzlerce yeni dosya üzerinde çalışmaya devam ediyor. Çalışmalarına ilham veren ilk taş ocağı davasını da tekrar incelemeye alan ekip, faili meçhul dosyaları aydınlatarak her insanın kendi ismiyle anılma hakkını savunmayı sürdürüyor.
(BBC News Türkçe)





