Bir insanın sesi kime aittir?
Bu sorunun net gibi görünen yanıtı, telif hukuku karşısında aynı açıklığı taşımıyor. İnsan sesi, pek çok hukuk sisteminde tek başına telif hakkıyla korunan bir eser sayılmıyor. Yasalar şarkının bestesini, sözlerini, belirli ses kaydını ve sanatçının o kayıttaki icrasını koruyor. Ancak şarkıcının yıllar içinde oluşturduğu ses rengi, nefes kullanımı, vurguları ve yorum biçimi aynı ölçüde açık bir korumaya sahip değil.
Yapay zeka tam olarak bu boşluktan yararlanıyor. Bir eseri açıkça kopyalamadan gerçek bir sanatçıyı hatırlatan yeni bir vokal üretebiliyor. Dinleyici sentetik sesi duyduğunda aklına sesin asıl sahibi geliyor, parçanın ticari değerini de çoğu zaman bu çağrışım yaratıyor.
Sonra bu şarkı yapay zeka projesinin adına kaydediliyor, platform gelirleri projeyi yayımlayan kişi veya şirkete gidiyor. Sesi çağrıştırılan sanatçıya ise herhangi bir pay ayrılmıyor.

SES VERİYE DÖNÜŞTÜ
Yapay zeka, bir sanatçının sesiyle ilgili tını, perde, vibrato, nefes, telaffuz ve duygusal vurgu gibi özellikleri ölçülebilir verilere ayırabiliyor. Ardından bu özellikleri taşıyan sentetik bir vokal oluşturuyor.
Dahası herhangi bir yapay zeka modeli, telifle korunan ses kayıtlarıyla eğitilebilir. Bir sanatçının sesi doğrudan klonlanabilir veya adı kullanılmadan onu güçlü biçimde çağrıştıran yeni bir ses üretilebilir. Bazen de tek bir kişi yerine belli bir dönemin ortak üslubu sentetik bir karaktere dönüştürülebilir.
Sorun, modellerin hangi kayıtlarla eğitildiğinin çoğu zaman açıklanmaması. Gerçek bir vokalistin mi kullanıldığı, sesin sonradan mı dönüştürüldüğü, doğrudan klonlama mı yapıldığı bilinmiyor. Şeffaf olmayan taraf sistemi kuran şirket iken, ihlali kanıtlama yükü sanatçıya kalıyor.
Mayıs 2026’da ‘Özlemiş Olabilir Miyim’, ‘Hep Sen Vardın’ ve ‘Ben Burdayım’ gibi parçalarla dijital platformlarda görünür olan Nora Moravi, bu muğlaklığın Türkiye’deki örneklerinden biri.
Bazı dinleyiciler Moravi’nin buğulu ve karanlık vokal rengini Sena Şener’e benzetiyor. Ancak bunu doğrulayacak teknik bir kanıt bulunmuyor. Dolayısıyla Sena Şener’in sesinin kullanıldığı açık olarak söylenemese de örnek, ispat sorununu açık biçimde gösteriyor.
BİR TARİHİN SESİ
Yapay zekayla oluşturulan blues ve soul karakteri Benny Rivers ise meseleyi tek bir sanatçının ötesine taşıyor.
Proje, 1950’ler ve 1960’ların estetiğine, klasik blues’a, rhythm and blues’a ve Southern soul geleneğine yaslanıyor. Müzikte B.B. King’in vokal ve gitar yorumunu, Curtis Mayfield’ın ses kullanımını, Motown ve Stax döneminin ritimlerini hatırlatan unsurlar bulunuyor.
Benny Rivers belirli bir sanatçının kopyası olarak tanıtılmadı. Tek bir kişiden çok bir müzik geleneğinin ortak estetiğinden beslendiği savunuluyor. Ancak blues ve soul belli akorların, vokal tekniklerinin ve analog kayıt dokularının toplamı olduğu kadar siyahi Amerikalıların kölelik, ırkçılık, yoksulluk, göç, kilise ve emek tarihi içinde oluşturduğu kültürel bir miras…
Yapay zeka bu mirası teknik komutlara çevirebiliyor. Projenin üreticileri gelir elde ederken B.B. King’e, Curtis Mayfield’a, mirasçılarına veya sistemin öğrenmiş olabileceği diğer müzisyenlere ödeme yapılmıyor.
Çünkü hukuk tek tek eserleri koruyor; kuşakların oluşturduğu ortak müzikal dil konusu gri alanda…
SAHTE DRAKE’TEN SUNO DAVALARINA
Ses klonlama tartışması Nisan 2023’te yayımlanan ‘Heart on My Sleeve’ ile küresel ölçekte görünür oldu. Ghostwriter977 adıyla hazırlanan şarkıda Drake ve The Weeknd’in yapay zekAyla üretilmiş sesleri kullanıldı. İki sanatçı da projede yer almadığı halde parça milyonlarca kez dinlendi.
Universal Music Group’un girişimiyle kayıt platformlardan kaldırıldı. Kullanılan vokaller için yasal izin alınmadığı gerekçesiyle iddia edilen Grammy adaylığı da mümkün olmadı.
Tartışma Haziran 2024’te yapay zeka modellerinin eğitim verilerine taşındı. Sony, Universal ve Warner bağlantılı şirketler, müzik üreten Suno ve Udio’ya dava açtı. Şirketlerin telifle korunan kayıtları izin almadan model eğitiminde kullandıkları öne sürüldü.
Davacılar, modellerin ‘My Girl’ ve ’All I Want for Christmas Is You’ gibi eserlere son derece yakın sonuçlar üretebilmesini delil olarak gösterdi. Suno ve Udio ise kayıtları çoğaltmadıklarını, müzikal örüntüleri öğrendiklerini ve bu faaliyetin adil kullanım sayılması gerektiğini savundu.
Yapay zeka şirketlerinin sığındığı argüman, insan sanatçıların da kendilerinden önceki müzisyenleri dinleyerek öğrenmesi gerekliliği…
Ancak insan etkilenmesiyle milyonlarca kaydı işleyen ticari bir sistem arasında önemli bir ölçek farkı bulunuyor.
ŞİRKETLER ANLAŞTI, MÜZİSYENLER DAVA AÇTI
Warner Music 2025’in sonunda Suno’yla uzlaştı. Universal da Udio’yla benzer bir anlaşmaya gitti. Plak şirketleri yapay zekayı durdurmak yerine kataloglarını kontrollü ve ücretli biçimde model eğitimine açmaya yöneldi.
Ancak bu defa ortaya başka bir soru çıktı:
Lisans gelirinden kayıtlarda çalan müzisyenler de pay alacak mı?
Amerikan Müzisyenler Federasyonu, geçtiğimiz ay (Haziran 2026) Universal ve Warner’a dava açtı. Sendika, şirketlerin müzisyenlerin çalıştığı kayıtları yapay zeka eğitimine lisansladığını ancak hangi kayıtların kullanıldığını açıklamadığını ve müzisyenlere ödeme yapmadığını belirtti.
MÜNİH’TEN SUNO’YA DARBE
31 Temmuz 2026’da Münih Bölge Mahkemesi, Suno’nun Alman meslek birliği GEMA’nın temsil ettiği eserleri izinsiz işlediğine hükmetti.
Dosyada ‘Forever Young’, ‘Big in Japan’, ‘Mambo No. 5’, ‘Daddy Cool’ ve ‘Rasputin’ gibi parçalar bulunuyor. Mahkeme Suno’nun hukuka aykırı gelirini açıklamasını ve miktarı daha sonra belirlenecek tazminatı ödemesini istedi.
Karar şu anda temyize açık. Ancak yapay zekanın yalnızca ürettiği son parçayı değil, eğitim aşamasındaki eser kullanımını da telif hukukunun konusu sayması bakımından önemli bir eşik oluşturuyor.
TÜRKİYE’DE HANGİ HAKLAR VAR
Türkiye’de yapay zekayla ses klonlamayı bütün yönleriyle düzenleyen özel bir kanun bulunmuyor.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu beste ve şarkı sözlerini koruyor. Kanunun 80. maddesi ise icracı sanatçıların bağlantılı haklarını düzenliyor. Bir şarkıcının kayda alınmış icrasının izin alınmadan çoğaltılması, değiştirilmesi veya ticari olarak kullanılması halinde hak ihlali gündeme geliyor.
Yalnızca sanatçının ses rengine benzeyen yeni bir vokal üretildiğinde ise durum güçleşiyor. Zira sanatçının kayda alınmış icrasının gerçekten kullanıldığının kanıtlanması gerekiyor.
Konuyla ilgili yayımlanmış makaleler böyle durumlarda kişilik hakkı, haksız rekabet ve yanıltıcı tanıtım hükümleri devreye girebileceğini söylüyor. Sanatçının ayırt edici sesinden izinsiz ticari yarar sağlanması veya dinleyicide sanatçının projeye katıldığı izleniminin oluşturulması kişilik hakkı ihlali sayılabilir. Ancak her ses benzerliği otomatik olarak ihlal kabul edilmiyor.

TELİF KİME GİDİYOR
Bir yapay zeka şarkısı Spotify veya Apple Music’te dinlendiğinde gelir, parçanın künyesinde hak sahibi olarak bildirilen kişi ya da şirkete gidiyor. Sistemin vokalin kimi çağrıştırdığını tespit etme ve gerçek sanatçıya pay ayırma gibi bir özelliği yok.
Üstelik sentetik parçalar gerçek sanatçılarla aynı telif havuzuna giriyor. Deezer, Ocak 2026’da platforma günde yaklaşık 60 bin tamamen yapay zeka üretimi parça yüklendiğini açıkladı. Platform, bunların önemli bölümünün sahte dinlenme faaliyetleriyle bağlantılı olduğunu belirledi.
Böylece sanatçı iki kez kaybediyor: Önce kayıtları yapay zeka eğitiminde kullanılabiliyor, ardından bu kayıtlardan öğrenen sentetik şarkılar aynı telif havuzundan pay alıyor.
Bir sanatçının sesi yalnızca frekanstan ibaret değil: O sesin içinde eğitim, yaş, coğrafya, dil, beden, deneyim ve yıllar içinde oluşmuş yorum biçimi var. Yapay zeka ise tüm bu emeğin sonuçlarını veriye dönüştürüyor. Telif sistemi hala belirli bir kayıt, melodi veya söz arıyor.
Bir başka deyişle yapay zeka şarkıyı almadan şarkıcının kimliğini alabiliyor.
Bu ekonomide yapay zeka şirketi, platform, projeyi yayımlayan kişi ve kataloğu lisanslayan şirket kazanıyor. Sisteme sesini, yorumunu ve müzikal hafızasını -çoğu zaman rızası dışında- veren sanatçı ise gelir zincirinin dışında kalıyor.
Gözde Sula
Odatv.com






