GündemGünün Haberleri

Deniz Göktaş’ın tutuklanması ile iki ‘Kürt’ toplantısının benzerliği: Kimlikçi hukuk | Soner Yalçın



Diyarbakır’da geçen hafta iki toplantı yapıldı:

Biri, Demokratik Kürt Hukukçular Konferansı…

Diğeri, Kürt Sinema Çalıştayı…

İçerikleri farklıydı kuşkusuz: Biri hukuku, diğeri sanatı konuştu! Ancak ikisini buluşturan ortak kelime “Kürt” oldu. Peki neden?

Bir hukukçuyu önce hukukçu, bir sinemacıyı önce sinemacı olarak değil de etnik kimliğiyle tanımlama ihtiyacı nereden doğuyor?

Buna ben yanıt vermeyeyim artık, bıktırıcı oldu!

Bizim coğrafyayı yakından tanıyan yazar Amin Maalouf’un “Ölümcül Kimlikler” adlı eserinden vereyim.

Maalouf’a göre insan, tek aidiyetten ibaret değildir; dili, inancı, mesleği, yaşadığı şehir, sınıfsal konumu, kültürü ve hayat boyunca edindiği deneyimler ile şekillenen çok katmanlı varlıktır, neredeyse sınırsızdır…

Sorun, diğer aidiyetlerin geri çekilip tek kimliğin insanı temsil etmeye başlamasıdır.

Sebebi bellidir:

Kimlik merkezli yaklaşım, insanı zenginleştiren çeşitliliği tek etikete indirgediğinde bireyi anlamaktan vazgeçer. Onu yalnızca tek kimliği üzerinden tanımlamaya başlar…

Ki o andan itibaren kimlik, insanı anlatan doğal özellik olmaktan çıkar; hukukun, sanatın, siyasetin ve hatta gündelik hayatın önüne geçen belirleyici ölçüye dönüşür.

Maalouf’un uyarısı buradadır: Tek kimlik üzerine kurulan siyaset, sonunda insanın zenginliğini değil, ayrışmasını büyütür…

“ÖLÜMCÜL” VURGUSU BOŞUNA DEĞİL

Ankara ile İmralı arasında yürütülen barış sürecinin en zor tarafı, müzakereler değil. Barışın ne anlama geldiği konusunda ortak dil kurulamaması…

Bazı çevreler barışı ortak gelecek olarak değil, etnik kimliğinin siyasi alanını genişletme fırsatı olarak okuyor.

Tam bu noktada Lübnan iç savaşını yakından yaşamış yazar Amin Maalouf’un uyarısı önem kazanıyor…

“Ölümcül Kimlikler” kitabında uyarıda bulunuyor:

İnsanlar çatışmaya farklı kimliklere sahip oldukları için sürüklenmez. Kendilerini salt tek kimlik üzerinden tanımlamaya başladıklarında asıl tehlike ortaya çıkar…

Çünkü o andan itibaren diğer bütün aidiyetler geri plana itilir. Yani:

Bir hukukçuyu hukukçu yapan yalnızca etnik kökeni değildir; hukuk bilgisi, adalet anlayışı ve mesleki sorumluluğudur…

Bir sanatçıyı sanatçı yapan doğduğu coğrafyadan çok, ürettiği eseridir…

Kimlik elbette inkâr edilemez fakat kimlik; mesleklerin, sanatın ve hukukun önüne geçtiğinde ortak yaşamın dili daralmaya başlar. İnsanlar birbirini artık düşünceleriyle, eserleriyle veya yetenekleriyle değil, taşıdığı kimlik üzerinden değerlendirmeye yönelir!

Böylece hukuk evrensel ilkeler yerine etnik aidiyetin, sanat estetik ölçüler yerine kimlik temsilinin, siyaset ise ortak gelecek yerine farklılıkların rekabet alanına dönüşür… Maalouf’un “ölümcül” dediği süreç tam da burasıdır:

-Kimlik, insanın zenginliğini ifade eden doğal bir unsur olmaktan çıkar, insanı tanımlayan tek kıstasa indirgenir.

Oysa demokrasi, tek kimliğin büyümesiyle değil, farklı aidiyetlerin ortak yurttaşlık zemininde buluşabilmesi ile güçlenir…

DENİZ’İN TUTUKLANMASIYLA BENZERLİK

Önceki iki yazımda…

Deniz Göktaş‘ın tutuklanması üzerinden, yürürlükteki ceza kanununun kendi ölçütlerinin neden uygulanmadığını yazdım…

Sorun yalnızca bir tutuklama kararı değildi. Hukukun, yasanın çizdiği sınırlar yerine farklı yorumların işletilmesiydi… Diyarbakır’daki iki toplantının, mizahın tutuklanmasından farkı yok! Karşımızda yine dini ya da etnik kimlik siyaseti var. Aynı sorun, farklı başlık altında yeniden karşımıza çıkıyor:

Türkiye yeni anayasayı ve barış sürecini tartışırken, Diyarbakır’da düzenlenen Demokratik Kürt Hukukçular Konferansı şunu gündeme getiriyor: Hukuku, ortak adalet ilkeleri üzerinden mi konuşacağız, yoksa onu kimliklerin diliyle mi tarif edeceğiz?

Bir toplantının adına “demokratik” sözcüğünü eklemek elbette anlamlı ancak bu sıfatın gerçek karşılığı, hukukun herkesi aynı ölçüde kapsayabilmesindedir…

Amin Maalouf’un dikkat çektiği tehlike budur: Din ya da etnik kimlikler siyasal rekabetin merkezine yerleştiğinde, karşı tarafta yeni kimlik siyasetleri doğar ve ortak vatandaşlık dili giderek zayıflar.

Bu noktadan sonra hukuk, uzlaştıran ilke olmaktan uzaklaşıp farklı aidiyetlerin mücadele alanına dönüşür.

Kalıcı barış, kimliklerin yarıştığı değil, herkesin aynı hukuk düzeni içinde kendini eşit ve güvende hissettiği toplumsal zeminde mümkündür.

Hukukun önüne etnik ya da dini sıfatlar geçtiğinde, adalet sessizce geri çekilir.

Deniz Göktaş‘ın tutuklanması ile Demokratik Kürt Hukukçular Konferansı ilk bakışta farklı görünüyor oysa ikisi de aynı sorunu görünür kılıyor:

Hukuku, ortak ilke olarak mı savunuyorsunuz yoksa onu kendi kimliğinize göre mi tanımlıyorsunuz?

Soner Yalçın

Odatv.com

Related posts

‘Bölgemizin Yeni Bir Çatışmaya İhtiyacı Yok’

admin

TL Mevduatta 11 Yılın Rekoru Kırıldı

admin

18 Bin Kişi Aynı Anda Canlı İzledi

admin

Leave a Comment